googleaa5a57381788e84c.html

Kuzey Kutbu / The North Pole


Medeniyetimiz bir kaderin seçim arifesinde. Şov Devam Etmemeli! Kuzey Kutbu’nun kaderi sadece doğanın değil bizim kaderimizi de belirliyor.İzlemiş olduğunuz bu yıkıcı güzellikler bize küresel ısınmanın bir şovudur. Bu görsel şölen bittiğinde gezegenimiz, Kuzey Kutbu’yla ve vahşi yaşamla birlikte maalesef bizleri de olumsuz etkileyecektir.

(Tanıtım Bülteninden)

———————

KUZEY KUTBU

Macera uyanıkken görülebilen bir rüyaysa hayallerimin gerçekleşmesi için uyanmam ve bu yolculuğa çıkmam gerekiyordu. Bir işi planlamak o işi yapmaktan daha zordur. Zorlayıcı hazırlık süreci hevesimi kırmadı. Aksine, işe koyulmam için beni ve hayallerimi güçlendirdi. Başarmalıydım, bu hayalimi gerçeğe dönüştürmeliydim. Ancak başarabilmenin yanında başarısızlığa da kendimi hazırladım. Aradım, araştırdım; sordum, soruşturdum. Uzun planlamaların ardından nihayet yola koyuldum.  6 uçak aktarması bir gemi ve bir Zodyak’la yolculuktan sonra ayaklarım buzun üzerindeydi.

Bilirsiniz ki gezegenimizin en gizemli yerlerinden biridir Kuzey Kutbu, aynı zamanda da ulaşılması en zor bölgelerinden. Heyecanlıydım. Biliyordum; eğer buz üzerinde yolculuk yapacaksam ağır malzemeleri günlerce taşımam gerekecekti: gıda malzemesi, teknik malzeme, kutup koşullarına dayanıklı kıyafet, tıbbi malzeme, çekim ekipmanları, güneş enerjisi paneli, objektifler, tripod, vesaire.

Buzda dinlenecektim, uyuyacaktım, soğuk yiyecektim, vücudumun her yerini soğuk ısıracak. Ayaklarım yorulacak, su toplayacak, dokularım zedelenecek, donacaktı… Baraka yok, ev yok, yatak yok, banyo yok. Biliyordum. Tuvalet ihtiyacı dahi başlı başına sorun olacaktı. Bunu da biliyordum. Ama yine de yolda olmanın keyfi başkaydı. Hem de dünyanın en ucunda.

 kuzey kutbunda yaşamın kurallarını kar, buz ve soğuk belirlemekteydi. Kural çok netti ve tekti: “Soğuk affetmez, hata kaldırmaz.

Bu muazzam kıta geçmişte onlarca kâşifin seferine konu olmuştu, ilk ben değildim bu seferi yapan. Hayallerim gerçeğe dönüşmesi çok mutlu etti ama bir o kadarda yordu maceraperest güdülerim beni büyük bir aşkın peşinden gider gibi oralara kadar sürükledi.

Ancak, bu zorlukların yanında büyüleyici bir dünyaya denk geldim; her yer bembeyaz, gökyüzünün ikinci bir rengi yok denecek kadar kısıtlı. Sanırsınız ki bembeyaz bir çöldesiniz; üzerinde en ufak bir yapılaşma yok, uzun kuleler yok, trafik yok, kaos yok. Ruhunuz dinginleşiyor. Gözlerinizi alıyor beyazlık. Sürekli bir aydınlık yırtar gözbebeğinizi. Rüzgârın ıslığı böler içinizdeki dinginliği, irkilirsiniz ama yine de yürürsünüz. Uğuldama, fırtına, kar…

Sonra bir fırtına daha belirir, önünüzde bir hendek daha vardır ve bunu da aşmanız gerekir. Zorlanan sınırınız ve özgüveninizdir. Sürekli sınırları aşacak gibi olursunuz. Doğaya uyum sağlama beceriniz ise olabildiğince kuvvetlenmiştir. Bu koşullar benim ruhumda köklü değişikliklere sebep oldu.

Yeryüzünün bu donmuş bölümü, benim gibi bir yaban hayatı gözlemcisi ve fotoğrafçısı için eşsiz manzaralar sunan benzersiz nitelikte bir yerdi.

Yılın bazı zamanları gecenin hiç değmediği Kuzey Kutbu, Arktik Okyanusu (Kuzey Buz Denizi) üzerinde donmuş bir buz kütlesi üzerinde yer alıyor. Herhangi bir kara parçası ile en ufak bir bağlantısı da yoktur. Bu yüzden zaman zaman lokasyonu da değişmekte, bağımsız hareket edebilmektedir. Yani denebilir ki burada kaderiniz hareket halindeki buza bağlıdır.

Gezegeni ağ gibi saran bütün enlem boylam çizgileri birleşerek Kuzey kutbunda noktaya dönüşürler. Gece ve gündüz burada altışar ay hüküm sürmektedir. 23 Eylül-21 Mart arasında hiç güneş doğmaz, geri kalan zaman diliminde ise hiç batmaz denebilir.

Yaban hayatı müthiş bir şekilde buza ve soğuk havaya uyum sağlamıştır. Okyanus suyu dondurucudur. Ona rağmen yaradılışların etkilenmesine olanak vermez. Oysa hava insanoğlu için o kadar dondurucudur ki, bir kar fırtınasında 20 dakika açıkta kalmak donmak için yeterli bir süredir.

Sessizlik çöker. Ve bir süre sonra fırtınanın sesi ve buzların çatırtıları yeniden belirir. Üzerinde bulunduğum gemi ise buzulları kırarak ilerler. Geminin arkasından bir bakarsınız ki buzlar fırtınadan tekrar donarken örgü örülüyormuşçasına yeniden birbirlerine kenetlenirler. Ve yeni bir buz kütlesi okyanusun üzerine belirir.

Burada buzulların kalınlığı yüzlerce metreyi bulmaktadır. Yıl boyunca hareket halindeki buzulların Arktik Krallığı olmuştur artık Kuzey Kutbu. Ana kütlesinden kopan buzullar; beyaz ayılara, kuşlara, foklara, morslara bedava ulaşım ve konaklama imkânı sunmaktadır. Burada yaban hayatının beslenmesi, üremesi, barınması tamamen bu dona ve soğuk havaya bağlıdır. Atmosferik koşullar burada dengelidir. En ufak bir etki (havaların ısınması, buzulların erimesi vb.) yaban hayatını doğrudan etkilemektedir. Açlık ve tokluk arasındaki sınır, burada ölüm ve kalım mücadelesine dönüşmektedir.

Kırılgan buz tabakasının üstünde yürürken, yağan kardan önümü görmeye, yönümü tayin etmeye çalışırken, sürekli esen rüzgârın uğultu ve fısıltıyla karışık sesi bana burada insanoğlunun istenmediğini söylüyordu sanki. Buralar onların dünyası, bense buraya macera için gelmiş biri. Ve medeniyet binlerce kilometre uzakta.

Dünyamız gittikçe ısınıyor. Kutuplardaki buzulları erimeye zorluyor ve su seviyeleri artıyor. Meteorolojik araştırmalar sonucu tarihin en yüksek hava sıcaklıklarının 12’sinin son 20 yıl içinde kayıt edildiği bilinmektedir. Bütün bunlar olurken Kuzey kutbu, güneşten gelen ışınları speküler yapısı ile büyük oranda geri yansıtarak dünyamızın gereğinden fazla ısınmasını engelliyor. Ama biz onun bu işlevinin farkında bile değiliz.

Maalesef Kuzey kutbu bugünlerde insanlık ve ekolojinin geleceği açısından büyük bir tehlike oluşturacak şekilde ömrünün sonuna gelmiş durumda. Her geçen vakit kan kaybeden bir canlı gibi. Eğer Kuzey kutbu ölecek olursa kendisi ile birlikte binlerce canlı türünü de götürecek ve elbette insanoğlunun kaderini de etkileyecektir.

İnsanların aç gözlülüğü ve hırsı, bu donmuş kıtanın statikliğini kırılganlığa dönüştürecek ve bu felaketin sonuçlarını Anadolu’nun bozkırında bile hissetmemize neden olacaktır. Başka bir yaşam alanı bulacağız belki ama geride bırakacağımız bu enkaz için vicdanımız rahat olacak mı

Ülkelerine binlerce kilometre uzaklıktaki, üzerinde yaşam alanı olmayan sularda hak iddia eden ülkelerin çoğunluğu NATO üyesidir. ABD, Kanada, Danimarka, Norveç ve Rusya Federasyonu buralarda hak iddia etmektedir. Buralarda yapılan araştırmaların bütçesi ve askeri tatbikatlar, bu çatışmaların gelecekte nasıl bir çetinlikte geçeceğini göstermektedir. İngiltere ve Amerika’nın denizaltıları buzulların altında dolaşmakta, Danimarka kendi bölgelerini korumak ve sahiplendiğini göstermek için köpeklerin çektiği kızaklarla devriye gezen birlikler bulundurmaktadır.

Yaşadıklarımdan, gördüklerimden, korkularımdan, yükselen adrenalinimden, öğrendiklerim var. Bu donmuş dünya alışılmadık mevsimleri, aylarca süren gecesi ve gündüzüyle gizemli bir ritüel sunuyor bize. Burayı keşfe çıkıp hayatlarını feda edenleri anlamak ve onların yaşadığı bu eşsiz deneyimi, ardımda bıraktığım yaşamıma ve tüm sevdiklerime yeniden kavuşamayacağım endişesine rağmen yaşamak istedim.

Şimdi oralar geceye dönüyor. Hava sıcaklığı daha da düşecek. Okyanusun üstü yeniden buzla kaplanacak. Yeni gün doğumu en az altı ay sonra olacak. Kim bilir belki bir gün gün doğumunu karşılamaya gitmek istersiniz

Doğaya olan sevgimizle, saygınızla yaşamaya devam etmeliyiz çünkü adımımızı dışarı attığımızda yaşam başlıyor.

MEDENİYETİMİZ BİR KADERİN SEÇİM ARİFESİNDE AMA ÇOK AZIMIZ BUNUN FARKINDA

Kuzey kutbunun kaderi sadece doğanın değil bizim de kaderimizi belirliyor.

İzlemiş olduğunuz görüntüler küresel ısınmanın sonuçlarını taşıyor. Bu görsel şölen bittiğinde gezenimiz, kuzey kutbu ve oradaki vahşi yaşamla birlikte maalesef bizleri de bitirecektir.

There are no comments

6 − 6 =